Ana içeriğe atla

ŞİRİNOĞLU HAMAMI Şirinoğlu hamamı ile ilgili hemen herkesin bir anısı mutlaka vardır, tabiki benim de var. Benim için Şirinoğlu Hamamı o farklı mimarisiyle çocukluğumun en akılda kalan yeriydi. Hamamın pis su ayakları Mundar Irmağa dökülür bu yüzden hamam kokusu o bölgeye hâkim olurdu. O güzelim konakların, eski evlerin arasında koskoca kubbesiyle devasa bir anıt gibiydi. O zamanlar haftada, on beşte bir hamam hazırlığı yapılır, işlemeli bohçalara hamam malzemeleri doldurulup, törenle gidilirdi. Hemen her mahalleden gelinirdi. Sivas’ın en şöhretli hamamıydı. Şirinoğlu Hamamı evimize çok yakındı, pencereden bakınca hamamın kapısı görünürdü. Hafta sonu evin erkekleri hamama gidince annem pencereden takip eder ona göre hamam çıkışı milletin çayını yemeğini hemen hazır ederdi. Tüm erkekler gibi benimde yolum kadınlar hamamından geçti elbette. Daha küçücük yaşlarda kaynar sularda haşlandığım, ağlayınca kafama bakır tası yediğim, Hacı Şakir sabununun gözlerimi cayır cayır yaktığını halen dün gibi hatırlarım. Anam hamamın natırı Selvi halaya sıkıca tembih eder abla hazne önünden bir kürüne tas koy diye o da kırmazdı anamı. Anam hamamın en sıcak yerinde yıkanır, saatlerce bir sürü çoluğu çocuğu yıkar kendine de ne kadar zaman kalırsa perişan halde eve gelirdi. Bizim için hamam gazoz demekti. Cehennem sıcağı hamamda yıkanma faslı bittiğinde anamızdan gazozu koparırsak dünyanın en mutlu çocuğu biz olurduk. Gazozlar hamamın girişinde bir soğuk su havuzu vardı orada dururdu. Oradan çıkan buz gibi Kahvecioğlu gazozunun keyfini hiçbir şeyde bulamazdınız. Bir gün bende cennetten kovuldum, Selvi hala anama bu oğlan gocaman oldu artık babasıyla gelsin bacı deyince bende saf değiştirmek zorunda kaldım. Sonra babamlarla gitmeye başladım .. Birde hamamın kapısında arkadaşlarla gazoz kapağı toplama yarışımız vardı ki bazen kavga ile bittiği de olurdu. Bir gün Şirinoğlu Hamamı kapandı, kimse sahip çıkmadı. O güzelim tarihi yapı yıkılmaya terkedildi. Her yıl bir şeyleri eksildi yıkıldı şimdi harabe halde bekliyor. Orada yıkılan anılarımız aslında. Kimimizin çocukluğu, kimimizin gençliği, kiminin sünnet hamamı, kiminin gelin hamamı, kiminin damat hamamının yapıldığı yer yıkılan. O kadar çok şey kaybettik sesimiz çıkmadı Şirinoğlu Hamamına mı sahip çıkacağız.. Şirinoğlu Hamamıda anılarda yerini koruyacak yalnızca.


via Sivas Herfene https://bit.ly/3fjz9uN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞARKIŞLA YEMEKLERİ İlçede değişik kültürlerden insanlar yaşadığından dolayı, yemek kültürü bir hayli zengindir. 93 Harbi sırasında Kars-Erzurum'dan buraya yerleştirilen insanların kendi kültürlerini de beraberinde getirdiklerinden, o kültürlere ait birçok yemek, bütün Şarkışla'da kabul görüp, herkes tarafından yapılmaktadır. Ayni zamanda yerli halkın da, Sivasin diğer bölgelerinden çok değisik olmasada, kendine has yemekleri bulunmaktadır. Şarkışla'nin başlıca meşhur yemek ve tatlıları: Çorbalar Arabaşi çorbası Bulamaşı Düğürcükaşı Sulu köfte Tatar çorbası Yarmaaşı Herle Yemekler Arabaşi Içli köfte Madımak Su böreği Omaç Sündürme Cücük Dizman mantısı Bulgur pilavı Katıklı köfte Patates böreği Kaygana Evelik sarması Kabak çiçeği dolması Sirken böreği Velibah Yağlama Guymah Dal turşusu Keşkek Mıhla Köremez Deri Kebabı Mımbar Mantı çeşitleri Sini mantısı Ufak mantı/Bideleme Haluj/Hambal (Çerkes) Hingel Galnış-Cırdıgış (Çeçen) Üç ibikli mantı Kızıl mantı Tatlılar: Gavud Hurma tatlısı Baklava Un helvası Sütlü Hasıda Hoşaf Üzüm çorbası Ufak tatlısı Paşa Sarması Şarkışla Kaymakamlığı sayfasından alınmıştır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2dO2UYa

Mûr Ali Baba

Tanzimat Şairi Ziya Paşa'nın dostu, Sivas’ta medfun Kâdirî Şeyhi Mor (Mûr) Ali Baba’nın güzel bir gazeli, okuyan Emin Işık. Not: Kâdirî Şeyhi Mor (Mûr) Ali Baba (1804-1884), oğlu “Gulâmî” mahlasıyla şiirler kaleme alan Sivas’ın ilk maarif müfettişlerinden olup bir süre öğretmenlik yapan Abdülkadir Gulâmî (1854-1886), oğlu Erzurum Kongresine Sivas delegesi olarak katılan öğretmen ve şair Fazlullah Moral (1876-1942), damadı ömrünü Türk kültürüne hizmet etmeye adamış olan şair ve yazar Vehbi Cem Aşkun’dur. Anberin (sünbülün) râyihası turra-i cânan getirir, Lutf eder bâd-ı sabâ derdime derman getirir. Ben derim nükhet-i zülfün getir ey bâd-ı sabâ, O gider başıma sevdâ-yı perişan getirir. Ben derim kast ile git nâme-i dildârı getir, O gider sür’at ile katlime ferman getirir. Küfr-i zülfün urefâ rehzen-i îmân dediler, O nice küfr idi Yâ Rab gören îmân getirir. Sabr kıl Âliyâ (Sâbitâ) zillet için izzet var, Gökyüzü ebr-i kaçan bağlasa bâran getirir. F.Eraslan paylaşımıdır.
from Sivas Her…

1970 ler / Belediye Düğün salonu Bülent Uluengin arşivinden

via Sivas Herfene http://bit.ly/2K7JPAg