Ana içeriğe atla

SİVAS KALESİ

SİVAS KALESİ
Romalılardan önce Sivas’ın bulunduğu yerde Cabira adında bir kalenin olduğunu, yine aynı adla bir şehir kurulmaya başlandığını yazılı kaynaklardan öğrenmekteyiz.
Doğal bir tepe üzerinde kurulan kaleyi, M. Ö. 2. binin başlarında Hititler’in iskân ettiği de bilinmektedir.
Sivas’ın ilk kalesi Cabira’dır. Ortaçağda Sivas’ın çevresi sağlam bir sur ile çevrilidir. İlk kez Roma İmparatoru Jüstinyen (527-565) tarafından inşa edilmiştir. Sivas’ın İran yolu üzerinde olması nedeni ile Jüstinyen daha sonra bu şehrin sur ve kalesini onararak daha da sağlamlaştırmıştır.
Surlar Dânişmendliler döneminde yeniden, yaklaşık 1071′de onarılmıştır. Dânişmend Gazi Sivas’ı ele geçirmiş kaleyi onartmış ve şehri imar ettirerek başkent yapmıştır.
Kale kitabelerinden anlaşıldığı üzere, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında Ömerâdan Bahattin Yakup tarafından kale ve surlar tamir edilmiş; büyük çapta yapılan onarımda, Timur istilâsı da düşünülerek neredeyse tamamen yenilenmiştir.
Eratna Devleti’nin kurucusu olan Kadı Burhâneddin Ahmet de Sivas kalesini tamir ettirmiş; kuzey, doğu ve güney yönlerini içi su dolu derin hendeklerle çevirttirmiştir.
Kale ve surların son büyük onarımı ise Timur istilâ ve yıkımından sonra Çelebi Sultan II. Mehmet zamanında, ulemadan Akbil adlı kişi tarafından yaptırılmıştır.
Sivas Kalesi, üç bölümlüdür: Birisi toprak tepenin bulunduğu yukarı kaledir. İkincisi bu tepeye yaklaşık 500 m uzaklıkta, çevresi 1500 adım olan sur ki buna aşağı kale denmektedir. Öçüncüsü ise yaklaşık 10.500 adım, 6500-8400 m. uzunluğunda, yüksekliği ise 16-25 m. civarında, onikigen (Daireye yakın), büyük kesme taşlarla inşâ edilmiş, kale ve burçlarla takviye edilmiş sağlam sura sahiptir.
Şehri tamamen kuşatan dış surların Evliya Çelebi’ye göre beş, Timur’un tarihçisi Şerafeddin Yezdi’ye göre yedi kapısı vardır. Bunlar: I. Kayseri kapısı, 2. Dolap kapısı, 3. Tokma kapısı, 4. Concun kapısı, 5- Selpür (Sülpür) kapısı, 6. Bağdat kapısı, 7. Tokat kapısıdır.
Sivas sur kapıları ve surları bugün mevcut değildir; ancak, bazı kapı adları mahalle isimleri olarak devam etmektedir.
1979 yılında Tüdemsaş’a giden demiryolu köprüsünün doğusunda soyunmalık binası yapılırken, temel kazısı sırasında sur kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.
Yukarı Kale
Çelebi Sultan Mehmet tarafından yapılan ve toprak tepe denilen yukarı kale, 40 m. yüksekliğinde olup bu kaleye Akropolis (Yukarı Şehir) de denmektedir.
Yukarı kale kare şeklinde, iki kapılı, duvarla çevrili ve etrafında hendek olmayan müstahkem bir kaledir. Kapılardan biri güneye, aşağı şehre açılır; diğeri ise doğu yönünde devamlı kapalı tutulurdu. Evliya Çelebi’ye göre, XVII. yüzyıl ortalarında yukarı kalede 200 asker evi, bir cami, erzak ambarları, su sarnıçları, cephanelik ve kırk kadar şahi denilen toplar vardır. Her yönüyle mükemmel olan yukarı kaleden, günümüze kuzey yönündeki dik yamaçta bir kaç kesme taş duvardan başka hiç bir iz kalmamıştır. Kalenin üzeri düzenlenerek gazino ve mesire yeri hâline getirilmiştir. İşleri kötüye gidenleri teselli etmek için “Özülme düzelir. Düzelmese kalenin başı düzelmezdi” darb-ı meseli söylenir.
Yukarı kalede yapılan bilimsel kazılarda. 2 m derinlikte Hitit katmanı tespit edilmiştir.
Aşağı Kale
Yukarı kale ile sur arasında yukarı kaleden 300-400 m uzaklıkta, dış surların içinde Şifâiye, Buruciye, Çifte Minare Medreseleri, Kale Camii ve Kale Hamamı’nı içine alan dikdörtgen plânlı 20-23 kule, 600 mazgal, 22-27 m yüksekliğinde kesme taş örgülü 1500 adım uzunluğundaki surların içinde Paşa Sarayı, üç yüz ev, dükkanlar ve hapishane yer almaktadır. Paşaların bir arada oturması zorunlu idi. Haftada dört defa divan kurulur ve toplantılar yapılırdı. Kale kumandanları ve nöbetçiler kale kapılarının iç yüzünde beklerlerdi.
Aşağı kalenin dış surlarının temel kalıntıları, 1988 yılında yapılan kanalizasyon hafriyatı çalışmaları sırasında İnönü Buharı üzerinde Kongre Binası önünde ortaya çıkmış, üzeri tekrar kapatılmıştır. Aşağı kaleden (Paşa Kalesi) surlardan başka iz kalmamıştır.
Sivas konaklarının temel duvarları ile bazı idarî yapılarda bol miktarda büyük kesme taşların kullanılmış olması, anılan surlardan sökülen taşlarla inşa edildiği sorusunu ve şüphesini akla getirmektedir.
(Kaynak: Denizli, Hikmet, “Sivas Tarihi ve Anıtları”)
Alıntı http://www.sivasder.org/index.php?Page=IcerikDetay&No=40

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

via Sivas Herfene http://bit.ly/2HTrQZQ

Sayın Selamet Agaogullari Anılarındaki Kale Parkı: SİVAS KALE PARK'TA BİR YABANCI Sivasta kaleye çıkınca,farklı bir ortama girmiş sayarım kendimi! Aslında fark eden bir şey olmaz,ağaçlar ve ortancalar içinde patika yollarda bir süre dolaşarak sivası en tepe noktasından dört yönü ile seyretme imkanı buluruz hepsi bu kadar. Şehrin tam orta merkezinde bulunması,doğusuyla,batısıyla,güneyi ve kuzeyiyle sivası seyretmek başka bir zevktir. Kalenin çıkış yolu oldukça geniştir hem yaya hem araçla çıkabilirsiniz. Kale,aslında bir toprak tepedir,o halinden 1950 lili yılların sonlarında üstü düzeltilerek park haline getirilmiş yeşillikler içinde 8-10 bin metre kare bir alana sahiptir. Kale parka batı tarafından çıkılır,çıkış yolu tahminen 200 metre hatırı sayılır bir yokuştur. Yolu bitirip düzlüğe çıkınca derin bir nefes aldıktan sonra,arkaya dönerek şehrin batı yakasını uzunca bir süre incelersiniz,hemen önünüzde sosyal sigortalar hastanesi dikkatinizi çeker,bina aralarından istasyon caddesi,DDY lojmanları,stadyum,biraz daha uzaklara baktığınızda,dört eylül,ece,halil rifat paşa,aydoğan,altıntabak,çiçekli,kadı burhanettin,kümbet,karşı yaka mahallelerini görürsünüz. Gözünüzü hafif sola kaydırdığınızda,Dev bir sanayi tesisi dikkatinizi çeker. 1946 yılında faaliyete geçmiş bir zamanlar DDYollarına lokomotif ve vagon üretimi yapan 5 bin civarında çalışanı bulunan bir iktisadi devlet teşekkülü tesisidir."şu an ne durumdadır bilgim yok"kıvrım kıvrım demiryolu raylarını göğüslemiş Sivas Gar binasını seyretmek ayrı bir heyecan ayrı bir zevk vermesi ile insanı uzayıp giden tren yolları hayallere daldırır. Kale parkın sağ tarafından yürümeye devam ettiğinizde oradan da şehrin güney yakasını incelersiniz. Hemen önünüzde pulur,kızılırmak,üçlerbey,kale ardı,çayırağzı,eğri köprü,mahalleleri,sanayı,otogar,ihtişamı ile tarihi Gök medreseyi görürsünüz."bu mukaddes yapıyı internetten araştırma gereği duyarsınız" Daha uzaklara bakınca,kızılırmak havzasına kurulmuş kardaşlar dağına yaslanmış Cumhuriyet üniversitesi kampüsü dikkatinizi çeker. Yavaş adımlarla kalenin doğusuna gelirsiniz,orada durduğunuzda,şehrin doğu yakası artık ayaklarınız altında dır. Önünüzde tarihi Ulu camii ihtişamı ve yaşlanmış haliyle Esselatü Vesselamü diyerek sizi karşılar çünkü burada cenaze hiç eksik olmaz,çarşı merkezinde paşa camii,kaldırımla aynı seviyeye gelmiş haliyle tarihi meydan camii,mahkeme çarşısı sebze hali,(eski adı garipler mezarlığı)demirciler ardı,ferhat bostan,gökçe bostan,bahtiyar bostan,Ali baba,gülyurt,kılavuz,yeşilyurt,Abdulvahabi gazi,mahallelerini tarafıktan sonra,yukarı tekke camii ve minaresi dikkatinizi çeker.(Abdulvahabı gazi türbesi buradadır(sivasın manevi bekçisi) eski sanayii çarşısı,halfelik mezarlığı,organize sanayii ufukta görünür.sizi selamlar. Yürümeye devam ettiğinizde kale parkın kuzey tarafından sivasın kuzey yakasını seyre başlarsınız. Bu açı oldukça geniş ve şehrin ilk yerleşim bölgesi ağırlıklı olarak bu yöndedir. Hemen önünüzde Çifte minare,buruciye,şifahiye medreseleri ve ihtişamı ile kale camii,kongre lisesi(şimdi müze) tarihi hükümet konağı,tarihi jandarma binası,cıbıllar parkı olarak tarihi doku gözünüze çarpar, çarşıbaşı,çayyurt,örtülü pınar,akdeğirmen,uluanak,sularbaşı,mevlana,mehmet paşa,yüceyurt,bezirci,kazancılar,kanlıbahçe mahallelerini görürsünüz.Uzak noktalarda eski numune hastanesi,öğretmen okulu Erkek sanat okulu,Ceza evi,gibi yerleri de görme imkanı bulursunuz.Daha ilerlerde kabak yazısı,temel tepe askeri kışlaları,paşa fabrikası(paşabahçe) gözünüze uzak ta olsa takılacaktır. Kale parktan sivası dört yakasını inceledikten sonra,kalenin doğu yönüne inşa edilmiş kale gazinosunun bahçe kısmında bir masaya oturdum. "Burası sivasın kuzey doğu yakasını kucaklar,geçmiş yıllarda eğlence alemine hizmet verecek büyüklükte kapalı alanı,önünde açık bahçesi ile faaliyet gösterirdi. Yaz sezonunda mahalli ve yabancılar getirilirdi. Gençlik yıllarımızda kaleli sabri diye bir beyfendi işletirdi,kibar saygılı bir insandı. Okul yıllarımızda da sık sık giderdik ama gençlik yıllarımızda pek sık gitmezdik. Buranın hepsi bir avuç yerdi,bizler büyüdükçe kale gözümüzde küçülmeye başlamıştı. Orta yerinde Ramazan topu vardı Ramazanda iftar saati buradan top atışı ile şehre duyurulur,sahurun bitişi de top atışı ile ilan edilirdi. Okul yıllarımızda kaleye gider zaman zaman bu topun üstünde resimler çekerdik. Bizim için ne kadar enteresan ne kadar değişik bir şeydi. Yaz sezonunda kalede okunan şarkılar akşamın sessizliğinde şehrin her yerinde duyulurdu.Uzaktan gelen bu ekolu nameler insana bir başka dokunurdu,insanlar uzaktan dinlemeyi tercih ederlerdi. Gazino dedimse çay kahve parasına çalışırdı,dinleyicilerin bıraktığı çekirdek kabuklarının temizliğine değmeyecek bir hesap ödenirdi. Kalede minnacık birde havuz vardı onun üstünde havuza uygun ufacık birde köprü topu topu iki adımdı. Onun üstünden geçmek büyük bir marifetti,şimdi ne köprülerden geçiyoruz hiç tınmıyoruz. Köprü deyince insanın aklına sırat köprüsü gelmeli. Sivas seyatlerimizde Büyük otelde kaleye bakan oda istiyoruz, kahvaltı salonu son katta kaleye bakan cam önünde oturuyoruz yetmez mi? " Doğu yakasını daha detaylı incelemeye başlamıştım ki genç bir delikanlı dikkatimi dağıttı! Ne içersiniz dedi? Tabi ki bir şey içmek lazım. Arkadaşlar gelecek onlar gelince söyleyelim dedim. Çocuk tamam der gibi boynunu büktü gitti. Aslında kimse gelmeyecekti,zaten yalnızda değildim! Masalar sandalyeler,gelip geçenler,göz ucuyla bakanlar,selam verenler,sağa sola koşuşturan çocuklar,çoktu. Garson başkaları ile ilgileniyor,benim yanıma gelmek için arkadaşlarımı bekliyordu. Ancak bekleyiş uzayınca dayanamadı geldi ben size bir kahve yatırayım nasıl olsun dedi. Ben ise evet evet sade olsun diyebildim. O esnada bazı arkadaşlarımın isimleri kafamdan bir sinema filmi gibi geçti. Necmi,yaşar,serdar,turan,birol kemal vs. Garson şark diye masaya fincanı koydu. Gençlik yıllarımızda bazı akşamlar arkadaşlarla UDİ garbisin şarkıları ve ud taksimleri eşliğinde yapmış olduğumuz eğlenceler bir an gözümün önüne geldi. Epey bir zaman gençlik yılları ile oyalandıktan sonra kalkmak istiyordum yalnızlığımdan yanancı olduğum sağda solda oturanlar tarafından hissedilmeye başlandığı kanaati hasıl oldu. Bir insan çocukluğunun,gençliğinin okul hayatının,sosyal hayatının ticari ve içtimai hayatının 35 yılını geçirmiş olduğu bir yerde yabancı olur mu? Olur. Arkadaşlarından,(yaşıtlarından) yüzde doksanının içtimai veya ekonomik koşutların yetersizliğinden,başka illere başka ülkelere göç etmişlerse,veya hak vaki olmuş bu dünyadan göçmüşler ebedi hayata dönmüşlerse! İşte sen orada yabancı olursun öyküler yazarsın... Etrafta garson çocuğu göremedim,fincanın altına bir miktar para bıraktım kalktım,masaya gelerek parayı alan çocuk,amca paranın üstünü almadın diye bağırıyordu. Arkaya döndüm Çocuklar gelecek onların hesabınıda o paradan kesersin dedim. Garson çocuk iki elini yanlara açarak hayretle arkamdan baka kalmıştı. Ben ise yerlerde gördüğüm çöre,çöpe,taşa,yaprağa vurarak ilerledim. Bir taraftan da halime gülüyordum. Kendi kendime lan oğlum selamet yaşlanmışsın farkında değilsin diyerek kalenin yokuşunu indim. Esen kalın. Mustafa Cılga paylaşımıdır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2tg7NAo

Sebahattin Polat 1994/1995 Sivasspor eski başkanlarından

via Sivas Herfene http://bit.ly/2ufp122