Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Atatürk lisesi önündeki cadde / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/2tl9Aq0

Susamışlar konağı / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/3aWJf2q

Bezirci cami / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/2uNRhu2

Konu bayraktan açılmışken.. ATATÜRK'ÜN BAYRAK HASSASİYETİ "Atatürk Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’nde konaklayacaktı. Şimdilerde Karşıyaka Evlendirme Dairesinin karşısında, Yalı’daki 380 Numaralı Çağlayan Apartmanının olduğu yerde bulunan bu köşkün güzelliği dillere destandı. Girişte kadınlı, erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. ATATÜRK onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı. Kaşlarını çattı. Çünkü, geçeceği yerde boylu boyunca bir Yunan Bayrağı seriliydi. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da, “Yunan Kralı Konstantin’in 1921 yılında İzmir’e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını; yere serilen Türk Bayrağını çiğneyerek içeri girdiğini” anlattılar. Atatürk’ün yanıtı kısa ve kesindi: “Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü, bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyerek, yerdeki bayrağı kaldırttı. Köşkün bembeyaz mermerlerinde ilerleyerek, içeri girdi." Bayrak bir ulusun kutsalıdır... 1966 yılında Fevzi Paşa ilkokulu öğrencisi.

via Sivas Herfene http://bit.ly/36ObpJE

Mısmılırmak mahallesi / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/38PYOae

Alibaba cami / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/2UfxONA

Sivas / şimdi

via Sivas Herfene http://bit.ly/31bZV1r

Sivas / şimdi

via Sivas Herfene http://bit.ly/2GIDkAg

İnsan Kısım Kısım yer Damar Damar - Kürşat TAYDAŞ

Üniversitemizin 46. Yılı Anısına hazırladığım "Sultanşehir'den Türküler-10 Seçme Sivas Türküsü" albümü yayınlandı.
Ses ve sazlarıyla albüme katkıda bulunan değerli öğrencilerim, müzisyen dostlarımla birlikte bu güzel anı sizlerle paylaşmaktan çok mutluyuz.
Albümün yayınlanmasını sağlayan üniversitemize Cumhuriyet Üniversitesi, destek ve güvenini her zaman hissettiğimiz Sayın Rektörümüz Prof.Dr. Alim Yıldız'a ve tüm emeği geçenlere teşekkür ederim.
Tamamen Üniversitemiz imkanlarıyla hazırlanan bu albümün Türk Halk Müziği deryasına bir damla, Sultanşehrimize bir vefa, dinleyenlere hoş sada olması dileğiyle....

MUZAFFER GÜCER ABİMİZ MAHALLESİNİ ANLATIYOR 26.05.2016 Bizim Sivas. ''ZAVALLI MUNDAR (pis) IRMAK'' Şimdi adı bilmem neden, Paşabahçe diye değiştirilen, esas adı Paşa fabrikası olan bu yerin, yukarısındaki Tavra boğazından, çıktığı için de mundar denilen bu ırmak, bir zamanlar, Sivas´a hayat verirdi, can verirdi. Taaa 1934 yılında, Türkiye´nin birçok yeri, elektriği bilmezken, tanımazken buraya o kıt imkanlarla Skoda firmasına kurdurulan, hidroelektrik santralı, yıllarca Sivas´ı aydınlattı. Bilmem neden? Kolaya kaçıp, bu canım ırmağı yok ettiler. Acaba yaşatmanın imkanı yok muydu? Santraldan çıkan bu su, şimdi sayılarını unuttuğum birkaç tane un fabrikasını çalıştırdıktan sonra kesme taştan yapılan ve bugün yapacak ustası bulunmayan Daş Bent´te (1) bölünmüştü. Daşbent sağ ve sol taraflarında, o günün şartları ile, kazma kürekle ve insan gücüyle, açılan toprak kanallarla, üçe ayrılmıştı. Biz bunlara ırmak derdik. Her iki kolda yukarlardan açıldığı için, ana kola tepeden bakarlardı. Soldaki kol, Ethem Beyin Parkının alt kısmından akıp, Akdeğirmeni çevirdikten sonra ana kola karışırdı. Takriben, 5-6 km. uzunluğunda olan bu kol, Akdeğirmen mahallesi ile Çayyurt mahallesi arasında hudut teşkil ederdi. Yalnız, burada kafama bir şey takıldı. Acaba vakti ile, buralar boş mu idi? Değirmenden başka bir şey yokmuydu ki, daha sonra kurulduğu ve yapıldığı izlenimi veren mahalle ve camiye bu ön ad verilmişti. Çünkü, değirmenin hemen yanındaki cami ile mahalleye Akdeğirmen camii ve Akdeğirmen mahallesi denirdi. Bilmem merak edip, araştıran birisi çıkar mı? Sağdaki kanal ise daha yüksekten akardı. Kışlaların, öğretmen okulu ve halı atölyesinin (2) alt kısmından, ve Mevlana Tekkesinin (3) üst tarafından geçip, Çiftegöz Değirmeni´ni (4) çalıştırdıktan sonra, şimdi Mevlana caddesi olan yerden akar, Aliağa Değirmeni´ni de (bu değirmen Aliağa camiinin yakınlarında idi) çalıştırdıktan sonra ana kola kavuşurdu. Bu her iki kol da, alt kısımlarında bulunan, evlere pınar olarak akardı. Arklarla alınan sular, bahçe ve bostanları sulamada kullanılırdı. Çocuklar burda yıkanır, içinde ördekler yüzerdi. Çiftegöz Değirmeninin yukarısında bulunan, Kazıklık (5) denilen yerde, büyüklerin plajı idi. Yazın, sıcak günlerde gider, kazıklıkta bol bol çimerdik. Boy abdesti ihtiyacını evine söyleyemeyen delikanlılar da yaz kış burayı kullanırdı. Herşey de olduğu gibi, bunun da kolayına kaçıp, evlerin helalarının pis suyunu, şehrin önemli bir kısmına hem kültürel hem ekonomik anlamda can veren bu güzelim ırmağa, lağımlarla bağladık. Süpürülen avluların ve kapı önünün çöpünü de buraya dökerek, kirletmeye devam ettik. Ondan sonra da adını Mundar Irmak koyduk. Acaba mundar olan ırmakmıy dı, yoksa onu o hale getiren bizler mi mundardık?? Irmak kapatılmadan önce evi yakın olanlar, bunun kenarına söğüt ve kavak ağacı dikerdi. Yazın sıcak günlerinde bilhassa akşam üzeri çıkan hafif bir rüzgar ağaçları salladıkça, serinlenir, huzur bulur, rahat ederdik. Her ilkbaharda ırmak kenarındaki ağaçlarımızı budardık. Uygun olanları, dikmelik olarak ayırır, hemen oralarda bulduğumuz münasip bir yere, zar zor bir kazık çakar ve çıkardığımız kazığın yerine bu dikmeyi sokardık. Hepsi bu kadar , o kendi kendine büyürdü. Bizden başka bir bakım istemezdi. Artan dalları ise, kucak, kucak eve taşır, daha sonraları satırla doğrar yığardık. Kuruyan bu dallar avluda bulunan ocaklarda yakılıp, yemek pişirmekte kullanılırdı. Ayrıca, seçtiğimiz dallardan biraz uğraşarak kabuk çıkarıp, düdük ve dilli düdük yapardık. Ne güzel değil mi? Bedavadan düdük yapıp öttürmek. Mevsimine göre Mart sonu ve Nisan başlarında, kabayel (lodos) eserken beraber gelen yağmurla, karlar aniden eriyince, ırmak kabarır çoşar, sele dönüşür, yatağına sığmaz olurdu. Başka yerlerden bile insanlar gelir, seli seyrederlerdi. Halkın, elbirliği ile yaptığı ufak, tefek tahta köprüler, sel götürmesin diye ağaçlara ve demir elektrik direklerine urganlarla bağlanırdı. Hemen her akşam, inekleri olan komşuların birinden aldığımız tezeğin (6) üzerine gündüzden hazırladığımız odun parçalarını dizip, yakar, sonra ırmağa bırakırdık ve o ıslanıp, batıncaya kadar kenardan koşar takip ederdik. İtfaiye ekipleri uçları kancalı uzun sırıkları ile, şimdiki Sultan Otelin önünde nöbet tutar, otelden itibaren kapalı kanala giren ırmağın, su üzerinde getirdiği türlü malzemelerin kanalı tıkayıp, bir felakete yol açmaması için, sel hafifleyene kadar gelen malzemeleri kancayla çekerek kenara toplarlardı. Bir akşam yine seli seyrederken, komşumuzun 8-10 yaşlarındaki oğlu, mundar ırmağa düştü. Batıp, çıkıp gidiyor, kimse çocuğu kurtarmaya atlamadı. Ben hemen atlayıp zor da olsa çocuğu sudan çıkardım. İşin esasını bilmeyenler, neneme koşup, mundar ırmağa tavuk düştü, torunun sele atladı demişler. Dizlerine vura vura ağlayan nenem, önce beni azarladı. Sonra, işin aslını öğrenince bu sefer, öpücüklere boğdu. Komşumuzun birisi, arasıra ırmakta serpme ağla balık tutardı. Bazen de adları Ziya olan, mahalleden iki arkadaşım soyunup taşların arasından, yuvalarından balık tutarlardı. Yazın, sıcak zamanlarda şimdi Kız İmam Hatip Okulu olan, o zaman ki Sivas Ortaokulunun yanındaki duvara, güneşlenmeye çıkan yılanları seyrederdik. O duvarın karşısında bulunan, yalı evleri niye bir gecede yıkıldı. Kalsalar ne güzel olurdu. Acaba kanalizasyonlar dere yatağının altına döşenen, borulara bağlanıp, ufacıkta olsa, temiz bir dere akmaya devam etse olmaz mıydı? Bu yaz memlekete giden bir arkadaşla buluşup, konuşurken derin bir ah çekti. Ne oldu deyince, başka yerler, bir kuru ağacı bile tarihi diye, koruma altına alırken, bir zamanlar gezmeye gittiğimiz o canım eser Daşbent yok edilmek üzere dedi. Ben de en az onun kadar üzüldüm. Bu tarihi esere sahip çıkıp, koruyacak kimse yok mu? Hatta derim ki sol tarafında bulunan tepe teraslanıp, ağaçlandırılsa ileride bir mesire yeri olabilir. İstanbul Taşdelenden selamlar. 1-Daşbent; Kumlu tarladan Ermeni Maşatlığına giden yolun hemen solunda idi. Yakın zamana kadar , göl aynası rusubat ile dolduğundan kullanılmıyordu, ancak kesme taştan örülmüş ana gövde sapasağlam idi. Şimdilerde yüzlerce kamyon hafriyatla bentin önü birileri tarafından doldurularak, dere yatağı özel mülk haline getirildi. Bent ise görünmez oldu. 2-Halı atölyesi; şimdiki kadın hapishanesinin Mevlana´ya bakan kısmında idi. Burada mahpuslar meşhur Sivas Halısı dokurdu. Şehrin ileri gelenleri sıraya yazılıp, parasının bir kısmını peşin yatırıp, yıllar sonra da halısına kavuşurdu. 3-Mevlana tekkesi; şimdiki Mevlana camiinin yerinde, öküz ırmağının alt tarafında ahşap harabe bir bina idi. 4-Çiftegöz Değirmeni; Hükumet Binasının arkasında Hikmet Işık caddesi ile Mevlana caddesinin birleştiği kavşak civarında idi, Halis Beyin Değirmeni de denirdi. 5-Kazıklık; Mevlana caddesinin kumlu tarla ile birleştiği yerde, Ethem Beyin Parkındaki suni göletin üst başında su birikintileri olan çayırlık alandı. 6-Tezek; büyükbaş hayvanların taze dışkısının, kömür tozu ve elenmiş toprakla karıştırılıp, çember veya kasnakla şekillendirildikten sonra güneşte kurutulmuş hali olup, yazın mantislerde yemek yapmak ve çamaşır kaynatmak için kışın da yakacak için kullanılırdı.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2OgvguG

Kepenek caddesindeki kahveden çok güzel bir fotoğraf Allah ölenlere rahmet etsin E.Önemlibıçak

via Sivas Herfene http://bit.ly/3aZMRAT

Höllüklük caddesi Mehmet Erdinç arşivinden

via Sivas Herfene http://bit.ly/2taUWRY

Sivas / yazdan

via Sivas Herfene http://bit.ly/2RMjjz7

Mahallemizin büyüklerinden Mâhir Karlı amcamız. Tavşan Bayırında otururdu. Ağır, oturaklı, heybetli bir amcamızdı. Bahçeli bir evi vardı. Bahçesinde dillere destan gül çeşitlerinin rahiyası tüm mahalleyi mest ederdi . Kamelyası ,ceviz ağacı ve meyve araçları bulunan güzel bir bahçeydi . Mahalle çocuklarının meyveleri çalmak için iç geçirdiği ama sur gibi duvarlarını aşamayıp bizleri eli boş bırakan bir elmasını bile araklayamadığımız bahçeydi Mâhir amcanın bahçesi. Ama Mâhir amca cevizleri topladığında komşuların hakkını birer tas gönderirdi ,güllerden ikram ederdi . Evin koca bir avlusu vardı ve içinde iki kurnalı küçük hamamı bile olan belkide tek evdi memlekette. Zevkli insandi Mâhir amca . 70 li yılların ortalarında kaybettik onu . Ruhu şâd mekânı cennet olsun . Fotoğraf Jale Şen hanımefendiden alınmıştır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/36M6tF8

Sivas/Sepasdia Bir Ermeni okulu ve kilisesi. Fotoğraf: Harutyun Enkababyan (Kaynak: Mıkhitarist, San Lazzaro, Venedik).

via Sivas Herfene http://bit.ly/2OhQBUC

Biraz #Nostalji yapalım. Bu ablamız ne yapıyor hatırlayan var mı?

via Sivas Herfene http://bit.ly/2RIVF6A

Güzel yazmış Gücüoğlu.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2RHnMTn

1970 lerde Tekmezar Çenilli Mustafa İmal paylaşımından çok güzel bir fotoğraf

via Sivas Herfene http://bit.ly/38QGEFf

Yukarı tekkeden Sivas/ Ocak 2020

via Sivas Herfene http://bit.ly/2OblQk4
via Sivas Herfene http://bit.ly/2vuyUug
via Sivas Herfene http://bit.ly/318MCyA

Sivas/Sepasdia ilindeki Surp Nişan Manastırı kilisesinin mihrabı (Kaynak: W.J. Childs, Across Asia Minor on Foot, Edinburgh/Londra, 1917) Fotoğraf kalitesi yüksektir.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2GEPUQI

Pulur cami / Ocak 2020

via Sivas Herfene http://bit.ly/38NH935

Taşhan , Paşa cami / şimdi

via Sivas Herfene http://bit.ly/2RESRra

DİVRİĞİ EVLERİ Fotoğraf Türkiyede Tarihi evler ve taş binalar grubundan alınmıştır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/38T5UdY

Sivas / Ocak 2020

via Sivas Herfene http://bit.ly/2OcGRe2

Bazıları bu fotoğrafa baktığında yoksulluk ilkellik görüyor oysa fotoğralar bakış açısına göre değişir. Bu fotoğraf hani şimdi olmayan komşuluk müessesesinin fotoğrafı. Karşılıksız yardımlaşmanın ,birbirini olduğu gibi sevmenin ,mahalle kültürünün fotoğrafıdır . Eskiye burun kıvıranların hiç anlayamacağı bir dostluk ,kaynaşma fotoğrafıdır . Yer Tavşan Bayırı Sene mi ben diyim 1953 siz deyin 1954 Ölenlere Allah rahmet eylesin.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2RDIsff

Üçlerbey mahallesi / yazdan

via Sivas Herfene http://bit.ly/2u3qNV5

Koyulhisarın eşsiz doğası

via Sivas Herfene http://bit.ly/2U7dxJL

SİVAS ŞEHİR ALBÜMÜ'NDEN 1934 yılında Sivas Şehir Kurulu (Belediye Meclisi) üyeleri. Fotoğraf bugünkü Köşk Oteli’nin yerinde bulunan tarihî belediye binasının kemerli kapısı önünde çekilmiş. Kareye Sivas’ın önemli şahsiyetleri ve tanınmış ailelerinin üyeleri girmiş: Oturanlar (soldan sağa doğru): 1- Kâmil Yalçıner (Kadızâde / Kitapçı) 2- Tespit edilemedi 3- Behçet Başar (Mütevellizâde / Başara) 4- Bâkî Bilgütay 5- Hurdacı Ali (Tarakçızâde / Arık) 6- Hikmet Işık (Belediye Reisi) 7- Tespit edilemedi. 8- Nâci Laloğlu (Süleyman Nâci Bozkurt) 9- Eczâcı Şevket (Çubukçu)10- Vahap Küçük (Gücüoğlu) Ayakta Duranlar (soldan sağa doğru):1- Diş Hekimi Sâmi Peker 2-Binbaşı Basri (Yalçınalp) 3-Mütekâit Dr. Hilmi (Çolakoğlu) 4-İbrâhim Çitile (Çitil) 5-Hazînedaroğlu Rahmi (Akça) 6 -Mustafa Nâzıroğlu 7-Kâmil Gürneş (İcârecizâde / Heper) 8-Polis Komiserliğinden mütekâit Hasan 9-Purutçu Ali 10-Karslıoğlu Rızâ (Çağlar) 11- Şişeci Mehmet (Şişecizâde) 12-Rüştü Sarısözen (Sarıhatipzâde) 13-Tespit edilemedi. BU VE DAHA 220 FOTOĞRAF HAYAT AĞACI DERGİSİ 10. YIL ÖZEL SAYISINDA. Tekin Şener hocamın paylaşımından Sivas Hayat Ağacı Dergisi sayfasında paylaşmış

via Sivas Herfene http://bit.ly/2U6j0k8

İstasyon caddesinde (İnönü Bulvarı)Tek tek ayva satan ayvacı. Yıl 1967 O zamanlar ayva tek tek gramla satılırdı sinema önlerinde meydanda afişlerin köşede ,parklarda vs... Sarı sarı sulu ayvalar yollarda yenirdi . Tadı vardı en azından, yok organikti yok ilaçlıydı diye bir soru işareti bile oluşmazdı kafanızda .

via Sivas Herfene http://bit.ly/36ySpi9

Çayyurt mahallesi Çimenli cami / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/2GAz2dX

Eski mahallem Çayyurt aşağı Bengilerde ayakta kalan üç ev ve bir ihtiyar / şimdi

via Sivas Herfene http://bit.ly/3aQMh8d

Ulu cami / şimdi

via Sivas Herfene http://bit.ly/37Dur6D

Sivas bayan #Folklör ekibi .. 1964 yılı.

via Sivas Herfene http://bit.ly/37CxXOO

Buruciyeden Kale cami / 28 Ocak 2020

via Sivas Herfene http://bit.ly/2REnvkp

Bezirci mahallesinden bir kare (Kaynak: Harvard Üniversitesi, Houghton Kütüphanesi) Fevzi Bilen arkadaşımızın arşividir.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2O8v1l9

Buruciye / bugün

via Sivas Herfene http://bit.ly/37AJf63

Bugün Sivas

via Sivas Herfene http://bit.ly/2uDjXpm

Yıl 1948 Başbakan Hasan Saka’nın Sivas ziyaretinde çekilen fotoğraf. O devrin Sivas’ında tanınan yüzler kareye girmiş. Reşat Şemsettin Sirer, Hikmet Işık, Çeltekli Rahmi, Nüzhet ve Şevket Çubukçu, Sarraf Rahmi, Reşit Koçaker bunlardan bazıları. Tekin Şener hocamın paylaşımından..

via Sivas Herfene http://bit.ly/3aMogzg

Bugün Sivas

via Sivas Herfene http://bit.ly/38Ebuky

Gökteki yıldızlar kadar sayısız Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları Anladım farkınız yok koparılmış başaktan! Alın bu gözleri benden,alın bu yüreği artık Utanıyorum yaşamaktan. Yavuz Bülent Bakiler 'Sivas Cıbırlar parkında simit satan bir çocuk'..

via Sivas Herfene http://bit.ly/37GphqQ

Nefis bir panoromik Sivas fotoğrafı. Çok eskilerden .

via Sivas Herfene http://bit.ly/36xy5Om

Bugün Sivas

via Sivas Herfene http://bit.ly/2O5Nr6d

Şarkışla'lı Aşık SERDARÎ Serdarî Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Kayalıyokuş mahallesinde doğdu. Asıl adı Hacı, mahlası Serdari’dir. Mahlasını nasıl aldığı, ustasının olup olmadığı bilinmemektedir. Yalnız gençlik yıllarından beri tanık olduğu önemli olaylarla ilgili şiirler söylediği bilinmekte, bu şiirleri o yıllardan beri halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Doğum yılı, kendi söylediği şu kıt'adan anlaşıldığına göre 1834'dür. "Açılmadı ikbalimiz bahtımız, Şen olsun İstanbul pâyitahtımız, Tevellüt ellidir geçti vaktimiz, Nöbetin bekliyor salımız bizim" Küçük yaşta öksüz ve yetim kalan Serdarî bir çok akranı gibi, yoksulluk nedeniyle okula gidemedi. Babasından kalan bir-iki tarlayı sürüp ekerek; kendi işlerinden arta kalan zamanlarda da başkalarının tarlalarında çalışarak geçimini sağlamaya çalıştı. Çocukluğunda bir gün eşekten düştü ve sol kolu kırıldı. Sınıkçılar sardı ama haşarılığı yüzünden kırık kol bir türlü iyileşmedi. Tam kangrene çevireceği sırada sınıkçı dirseğinin biraz altından kesti. Halk arasında bu nedenle "Çolak Hacı" lakabıyla anılır oldu. Ancak kendisi bu lakaba çok üzülür, "Ben çolak değilim, kolsuzum" derdi. Serdarî iri yapılı, çok sağlam bünyeli, güçlü kuvvetli biriydi. İnsan gücüne dayalı her türlü işi arkadaşlarından daha iyi yapardı. Örneğin kesik koluna karşın, tırpanla ekin biçmedeki ustalığı bütün komşu ilçelerde, hatta Sivas'ta bile anlatılırdı. Kesik koluna taktığı bir kayış kolçağa tırpanın sapını geçirir; sağ eliyle de tırpanın elceğinden kavrayıp da ekine girdiği zaman hızına kimse yetişemezdi. O zamanlar tırpancıların gündeliği 4-5 kuruş iken o, 20 Kuruştan aşağı çalışmazdı. Gerçekten de herkesten uzun ve keskin tırpanıyla 4-5 kişinin yapamayacağı işi tek başına yapardı. Serdari'nin tırpan çalmadaki becerisi o kadar ileri gitmiş ki; halk arasında “Çolak Hacı tırpanı, Çolak Hacı sıyrımı, Çolak Hacı çekici” gibi deyimler kullanılır olmuştu. Şarkışla’nın güney doğusunda “Çolak Hacı’nın Bostanı” diye bilinen bir kavaklığı vardı. Çevresi güzel kokulu iğde ağaçlarıyla çevrilmişti. Serdarî buraya her yıl kavun karpuz ekiyordu. Bir yaz günü Şarkışla’ya şiddetli bir dolu yağdı. Serdarî’nin bostanı da yağıştan ve onun getirdiği selden harap oldu. Ozanımız kaybolan onca emeğe çok üzüldü ve şu demeyi söyledi: Bostan ektim yolu ile Felek vurdu dolu ile Cilve eyler kulu ile Harabetti bostanımı Emek verdim sabahlardan Umudum yok kabaklardan Yiyemedim tabaklardan Harabetti bostanımı Düş gördüm gece yarısı Tuttu yüreğim ağrısı Kalkmıyor mısır darısı Harabetti bostanımı Serdarî çekiyor yaslar “Sağlık olsun” diyor dostlar Per perişan patatesler Harabetti bostanımı. Serdari avcılıkta da çok ustadır. Şarkışla avcılarının başı olan Hacı emminin avdan boş döndüğünü kimse görmemiştir. Kayapınar köyünde yaptıkları bir avı şöyle anlatır: Niyet kurduk Kayapınar gölüne, Avlayarak Çayşıhı'nın çölüne, Yakup can da, destelemiş eline, Atın vurun avlanacak gündür bu, Ben ölürüm size kalır ündür bu. Müdür sen avla gel tiken kovadan, Barutları kan ağlıyor tavadan, Köse Küçük atar vurur havadan, Atın vurun avlanacak gündür bu, Ben ölürüm size kalır ündür bu. Durnayı da ayırmayın eşinden, Atın vurun kanadından döşünden, Aşık Ahmet kuş geçirmez başından, Atın vurun avlanacak gündür bu, Ben ölürüm size kalır ündür bu. Göle varıp pıtalara yatmalı, Ala kaza her taraftan atmalı, Beş bir yana on bir yana çatmalı, Atın vurun avlanacak gündür bu, Ben ölürüm size kalır ündür bu. Uzak düştü Kayapınar elleri, Girilmiyor pek derindir gölleri, Boynu uzun zurba zurba kılları, Atın vurun avlanacak gündür bu, Ben ölürüm size kalır ündür bu. Serdari'm de alt başında duruyor, Ördeklerin zurba zurba yürüyor, Keleşlerim atıp atıp vuruyor, Atın vurun avlanacak gündür bu, Ben ölürüm size kalır ündür bu. Çağının önemli âşıklarından biri olan Serdarî’nin şiirlerinde güçlü bir ifade biçimi vardır. Yaşadığı yılların koşullarını, Anadolu köylüsünün çektiği sıkıntıları, başından geçen olayları, abartısız, yalın ve duru bir dille anlatmıştır. Ne yazık ki okuma yazma bilmediği için şiirlerini kendisi kaleme alamamış; çevresinde "cönk" tutabilecek kimse olmadığı için şiirlerinin çoğu günümüze ulaşamamıştır. Serdari sık sık oğlu Nafel'e ve torunlarına: "Şu benim demelerimi bir yere yazın. Gün gelir bunları sizlerden isterler. Herkes sizin gibi kadir bilmez değildir" dermiş. Ancak Nafel'de, okuma yazma bilen diğer torunları da bu deyişlerin önemini, o günün koşullarında bilememişler ve bir yere not etmemişler. Bilinen şiirleri ise yakınlarının aklında kalanlardır. Serdarî’yle ilgili üç kitap vardır. Bunların ilki Fazıl Oyat’ın yazdığı “20 Halk Şairi” adlı kitap; diğerleri torunu Ekrem Berk ve Şarkışlalı araştırmacı Ahmet Özdemir’in yazdığı “Şarkışlalı Serdarî” adlı kitaplardır. BİZİM Nesini söyleyim canım efendim Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim Arzuhal eylesem deftere sığmaz Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim Sefil ireçberin tebdili şaştı Borç kemalin buldu boynundan aştı İntikal parası binleri geçti Dahi doğrulamaz belimiz bizim Ehl-i fukaranın yüzü soğuktur Yıl perhizi tutmuş içi kovuktur İneği davarı iki tavuktur Bundan gayrı yoktur malımız bizim Çok dilek diledim kabul olmadı Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi Hiç kimseye emniyetim kalmadı Açılmadan soldu gülümüz bizim Şu yalan dünyada hoş olamadım Borçludan bir kere baş alamadım Şu küçük öküze eş bulamadım Söylemeden aciz dilimiz bizim Zenginin sözüne beli diyorlar Fukara söylerse deli diyorlar Zamane şeyhine veli diyorlar Gittikçe çoğalır delimiz bizim Fukara halını kimse sormuyor Ehl-i diyanetin yüzü gülmüyor Padişah sikkesi selam vermiyor Kefensiz kalacak ölümüz bizim Evlat da babanın sözün tutmuyor Açım diye çift sürmeye gitmiyor Uşaklar çoğaldı ekmek yetmiyor Başımıza bela dölümüz bizim Reçberin sanatı bir arpa tahıl Havasın bulmazsa bitmiyor pahıl Tecelli olmazsa neylesin akıl Hep yokuşa sarar yolumuz bizim Sekiz ay kışımız dört ay yazımız Açlığından telef oldu bazımız Kasım demeden buz tutar özümüz Mayısta çözülür gölümüz bizim Tahsildarlar çıkmış köyleri gezer Elinde kamçısı fakiri ezer Döşeği yorganı mezatta gezer Hasırdan serilir çulumuz bizim Zenginin yediği baklava börek Kahvaltıda eder keteli çörek Fukaraya sordum size ne gerek? Düğürcük çorbası balımız bizim Bir aşka geldik de biz bunu dedik Üç yüz üç senesi bir sille yedik Her nereye varsan sahipsiz Gedik Kime arz olacak halımız bizim Açlıktan benzimiz sarardı soldu Ağlamaktan gözümüze kan doldu Üç yüz üç senesi bir afet oldu Dördü bir okkadır dolumuz bizim Her daim doğrudur aşığın sözü Kör olsun düşmanın görmesin gözü Bir parça seyredi istibdat sözü Geçer mi düşmandan kinimiz bizim Açılmadı ikbâlimiz bahtımız Şen olsun İstanbul pâyitahtımız Tevellüt ellidir geçti vaktimiz Nöbetin gözlüyor salımız bizim Serdari halimiz böyle n’olacak Kısa çöp uzundan hakkın alacak Mamurlar yıkılıp viran olacak Akibet dağılır ilimiz bizim. Zurba: Toplu halde. Sürü halinde. Pıta: Avcı siperi. İreçber: Çiftçi (Rençber). Sikke: Para. Gedik: Şarkışla’nın eski adı. Telef: Yok olma. Ölme. Düğürcük: Bulgurun ince çekilmişi (Düğülcek). Seyredi: Seyrekleşti. Pâyitaht: Başkent. Sal: Salaca. Bilgiler http://bit.ly/38JhvMO dan alınmıştır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2tODEuu

Taşha / şimdi

via Sivas Herfene http://bit.ly/2Rw5WTn

Osmanağa konağı / Ocak 2020

via Sivas Herfene http://bit.ly/3aQVWeX

Muhteşem ikili 😊

via Sivas Herfene http://bit.ly/2uFxAUS
via Sivas Herfene http://bit.ly/2U3IJtA
via Sivas Herfene http://bit.ly/2RZTSZw

Akdeğirmen mahallesi / dün

via Sivas Herfene http://bit.ly/2RyuJ9j