Ana içeriğe atla

Muzaffer SARISÖZEN

Sarisozen portre
Sivas’ta doğdu. İlkokulu Sivas’ta bitirdikten sonra, lise öğrenimine Sivas’ta başladı. Ancak öğrenimini tamamlamadan Sivas Valiliği tarafından müzik öğrenimi görmesi için İstanbul Belediye Konservatuarına gönderildi. Burada 4 yıl öğrenim gören Sarısözen, bir süre, konservatuar müdürü Yusuf Ziya Demircioğlu’yla birlikte folklorla ilgili çalışmalar yaptı. Daha sonra Sivas’a gelerek, önce öğretmen okulunda, sonra da lisede müzik öğretmenliği yaptı. Öğretmenliği sırasında, bir yandan da halk müziği ve oyunlarıyla ilgili derleme çalışmalarını sürdürdü.
Halk oyunlarından halaylarla ilişkin ilk yazılar Sarısözen’in imzasıyla 1930’lu yıllarda bazı gazete ve dergilerde yayımlanmaya başladı.
Sivas’ta öğretmenliği sırasındaki çabalarından dolayı Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerince 1938 yılında Ankara Devlet Konservatuarı (Ankara Musiki Muallim Mektebi) folklor arşivine atandı.
1937-1951 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Türkiye’nin birçok yöresinde derleme çalışmaları yapıldı. Bu derlemelerin çoğuna katılan Sarısözen, derlenen bu türkü ve ezgilerin arşivde bir düzen içinde saptanması, korunması ve değerlendirilmesini sağladı.
Images
Muzaffer Sarısözen’in Türkiye’deki folklora katkısı, türkü ve oyun havalarının derleme ve notaya alınmasından başka, Türkiye düzeyinde yaygınlaştırılması, tanıtılması konusunda oldu.
Halk müziğiyle ilgili radyo yayınları Sarısözen’in 1938’de Ankara’ya gelmesiyle, önceleri birer ikişer solo program olarak sürmüş, Milli Musiki Sanatkarları Kolu adıyla Türk Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği birlikte yürütülmüştür. Halk müziği yayınlarının dikkatle dinlenmeye başlandığı 1938-1941 yılları arasında, müzik yayınları şefi Mesut Cemil Sel, halk müziğinden sorumlu şef yardımcısı ise Sarısözen’di. Sarısözen, o yıllarda Ankara Radyosuna gelip zaman zaman programlar yapan yöre sanatçılarını biraraya getirip ilk halk müziği programlarını başlattı.
Sarisozen cd
1940 yılından sonra zamanla artan halk müziği yayınları 1941 yılının sonlarına doğru Sarısözen yönetiminde »Biz Türkü Öğreniyoruz« ve »Yurttan Sesler« adı altında Klasik Türk Müziği korosundan ayrılarak yayınlarını sürdürmeye başlamıştır. Bu topluluk elemanlarının sayıları gün geçtikçe artmış, böylece Türkiye Radyolarının ilk Yurttan Sesler Korosu, Muzaffer Sarısözen’in öncülüğünde resmen kurulmuş oldu. Bu gelişmeyi çağdaş halk müziğindeki birinci kopuş ve yeniden yapılanma olarak adlandırmak yerinde olur.
1953 yılında İzmir Radyosu, 1954 yılında İstanbul ve daha sonraki yıllarda da Erzurum Radyosu Yurttan Sesler Korosu kurulmuştur.
Muzaffer Sarısözen, bugün sesini ve sazını dinlediğimiz birçok sanatçının öğretmeni olup, ilk Ankara’ya gelişinde Ankara Devlet Konservatuarı Folklor Arşivi’ndeki görevi sırasındayken başlattığı tarih ve halk oyunları öğretmenliğini uzun yıllar sürdürerek, pekçok öğrencinin bu alanda yetişmesini sağladı. Türkiye’nin birçok yöresinde Mahmut Ragıp Gazimihal, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Halil Bedii Yönetken, Nurullah Taşkıran ve Rıza Yetişen’den oluşan derleme ekibiyle birlikte on binlerce türkü ve öykü derledi. Bunların binden çoğunu Muzaffer Sarısözen notaya aldı, değerlendirdi.
Türkiye’de az sayıda yapılan halk müziğine ilişkin basılı yayınların başında, 1926’da İstanbul Belediye Konservatuarının yayımladığı 14 defter durumundaki »Anadolu Halk Şarkıları« adlı kitapların dışında önemli bir yayın olarak, Sarısözen’in 1941 yılında yayımladığı »Seçme Köy Türküleri« adlı kitabı gelmektedir.
Sarısözen daha sonra, 1952 yılında »Yurttan Sesler«, 1962 yılında günümüzde halk müziği ile ilgili önemli bir kaynak olan »Türk Halk Musikisi Usulleri« adlı kitabını yayımladı.
Sarısözen, ilk Türk Halk Müziği toplu çalışmalarına başladığı yıllarda bağlamaların ses perdelerinin eşit olmasını sağlamaya çalışıp, koma seslere ayrı numara verdi.
1949-50 yıllarında İtalya ve İspanya’da yapılan halk oyunları şenliklerine Türkiye’den ilk kez halk oyunları ekipleri Sarısözen’in başkanlığında gönderildi ve büyük başarı sağladı. 1952 yılında bir bankanın kurduğu halk oyunlarını yayma ve yaşatma kurumunda da önemli görevlerde bulundu.
Özellikle halk müziğine ilişkin görüşlerini çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlayıp, genç kuşağı halk müziğinin derlenmesi, araştırılması ve tanıtılması konusunda özendirmeye çalıştı.
4 Ocak 1963'te Ankara'da vefat etti ve orada toprağa verildi.
Ankara Radyosu karşısında Cuhuriyet Parkı içindeki Anıtı
Sarisozen anit








Wikipedia sitesinden alınmıştır. Sayfanın orjinali için buraya tıklayınız.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

via Sivas Herfene http://bit.ly/2HTrQZQ

Sayın Selamet Agaogullari Anılarındaki Kale Parkı: SİVAS KALE PARK'TA BİR YABANCI Sivasta kaleye çıkınca,farklı bir ortama girmiş sayarım kendimi! Aslında fark eden bir şey olmaz,ağaçlar ve ortancalar içinde patika yollarda bir süre dolaşarak sivası en tepe noktasından dört yönü ile seyretme imkanı buluruz hepsi bu kadar. Şehrin tam orta merkezinde bulunması,doğusuyla,batısıyla,güneyi ve kuzeyiyle sivası seyretmek başka bir zevktir. Kalenin çıkış yolu oldukça geniştir hem yaya hem araçla çıkabilirsiniz. Kale,aslında bir toprak tepedir,o halinden 1950 lili yılların sonlarında üstü düzeltilerek park haline getirilmiş yeşillikler içinde 8-10 bin metre kare bir alana sahiptir. Kale parka batı tarafından çıkılır,çıkış yolu tahminen 200 metre hatırı sayılır bir yokuştur. Yolu bitirip düzlüğe çıkınca derin bir nefes aldıktan sonra,arkaya dönerek şehrin batı yakasını uzunca bir süre incelersiniz,hemen önünüzde sosyal sigortalar hastanesi dikkatinizi çeker,bina aralarından istasyon caddesi,DDY lojmanları,stadyum,biraz daha uzaklara baktığınızda,dört eylül,ece,halil rifat paşa,aydoğan,altıntabak,çiçekli,kadı burhanettin,kümbet,karşı yaka mahallelerini görürsünüz. Gözünüzü hafif sola kaydırdığınızda,Dev bir sanayi tesisi dikkatinizi çeker. 1946 yılında faaliyete geçmiş bir zamanlar DDYollarına lokomotif ve vagon üretimi yapan 5 bin civarında çalışanı bulunan bir iktisadi devlet teşekkülü tesisidir."şu an ne durumdadır bilgim yok"kıvrım kıvrım demiryolu raylarını göğüslemiş Sivas Gar binasını seyretmek ayrı bir heyecan ayrı bir zevk vermesi ile insanı uzayıp giden tren yolları hayallere daldırır. Kale parkın sağ tarafından yürümeye devam ettiğinizde oradan da şehrin güney yakasını incelersiniz. Hemen önünüzde pulur,kızılırmak,üçlerbey,kale ardı,çayırağzı,eğri köprü,mahalleleri,sanayı,otogar,ihtişamı ile tarihi Gök medreseyi görürsünüz."bu mukaddes yapıyı internetten araştırma gereği duyarsınız" Daha uzaklara bakınca,kızılırmak havzasına kurulmuş kardaşlar dağına yaslanmış Cumhuriyet üniversitesi kampüsü dikkatinizi çeker. Yavaş adımlarla kalenin doğusuna gelirsiniz,orada durduğunuzda,şehrin doğu yakası artık ayaklarınız altında dır. Önünüzde tarihi Ulu camii ihtişamı ve yaşlanmış haliyle Esselatü Vesselamü diyerek sizi karşılar çünkü burada cenaze hiç eksik olmaz,çarşı merkezinde paşa camii,kaldırımla aynı seviyeye gelmiş haliyle tarihi meydan camii,mahkeme çarşısı sebze hali,(eski adı garipler mezarlığı)demirciler ardı,ferhat bostan,gökçe bostan,bahtiyar bostan,Ali baba,gülyurt,kılavuz,yeşilyurt,Abdulvahabi gazi,mahallelerini tarafıktan sonra,yukarı tekke camii ve minaresi dikkatinizi çeker.(Abdulvahabı gazi türbesi buradadır(sivasın manevi bekçisi) eski sanayii çarşısı,halfelik mezarlığı,organize sanayii ufukta görünür.sizi selamlar. Yürümeye devam ettiğinizde kale parkın kuzey tarafından sivasın kuzey yakasını seyre başlarsınız. Bu açı oldukça geniş ve şehrin ilk yerleşim bölgesi ağırlıklı olarak bu yöndedir. Hemen önünüzde Çifte minare,buruciye,şifahiye medreseleri ve ihtişamı ile kale camii,kongre lisesi(şimdi müze) tarihi hükümet konağı,tarihi jandarma binası,cıbıllar parkı olarak tarihi doku gözünüze çarpar, çarşıbaşı,çayyurt,örtülü pınar,akdeğirmen,uluanak,sularbaşı,mevlana,mehmet paşa,yüceyurt,bezirci,kazancılar,kanlıbahçe mahallelerini görürsünüz.Uzak noktalarda eski numune hastanesi,öğretmen okulu Erkek sanat okulu,Ceza evi,gibi yerleri de görme imkanı bulursunuz.Daha ilerlerde kabak yazısı,temel tepe askeri kışlaları,paşa fabrikası(paşabahçe) gözünüze uzak ta olsa takılacaktır. Kale parktan sivası dört yakasını inceledikten sonra,kalenin doğu yönüne inşa edilmiş kale gazinosunun bahçe kısmında bir masaya oturdum. "Burası sivasın kuzey doğu yakasını kucaklar,geçmiş yıllarda eğlence alemine hizmet verecek büyüklükte kapalı alanı,önünde açık bahçesi ile faaliyet gösterirdi. Yaz sezonunda mahalli ve yabancılar getirilirdi. Gençlik yıllarımızda kaleli sabri diye bir beyfendi işletirdi,kibar saygılı bir insandı. Okul yıllarımızda da sık sık giderdik ama gençlik yıllarımızda pek sık gitmezdik. Buranın hepsi bir avuç yerdi,bizler büyüdükçe kale gözümüzde küçülmeye başlamıştı. Orta yerinde Ramazan topu vardı Ramazanda iftar saati buradan top atışı ile şehre duyurulur,sahurun bitişi de top atışı ile ilan edilirdi. Okul yıllarımızda kaleye gider zaman zaman bu topun üstünde resimler çekerdik. Bizim için ne kadar enteresan ne kadar değişik bir şeydi. Yaz sezonunda kalede okunan şarkılar akşamın sessizliğinde şehrin her yerinde duyulurdu.Uzaktan gelen bu ekolu nameler insana bir başka dokunurdu,insanlar uzaktan dinlemeyi tercih ederlerdi. Gazino dedimse çay kahve parasına çalışırdı,dinleyicilerin bıraktığı çekirdek kabuklarının temizliğine değmeyecek bir hesap ödenirdi. Kalede minnacık birde havuz vardı onun üstünde havuza uygun ufacık birde köprü topu topu iki adımdı. Onun üstünden geçmek büyük bir marifetti,şimdi ne köprülerden geçiyoruz hiç tınmıyoruz. Köprü deyince insanın aklına sırat köprüsü gelmeli. Sivas seyatlerimizde Büyük otelde kaleye bakan oda istiyoruz, kahvaltı salonu son katta kaleye bakan cam önünde oturuyoruz yetmez mi? " Doğu yakasını daha detaylı incelemeye başlamıştım ki genç bir delikanlı dikkatimi dağıttı! Ne içersiniz dedi? Tabi ki bir şey içmek lazım. Arkadaşlar gelecek onlar gelince söyleyelim dedim. Çocuk tamam der gibi boynunu büktü gitti. Aslında kimse gelmeyecekti,zaten yalnızda değildim! Masalar sandalyeler,gelip geçenler,göz ucuyla bakanlar,selam verenler,sağa sola koşuşturan çocuklar,çoktu. Garson başkaları ile ilgileniyor,benim yanıma gelmek için arkadaşlarımı bekliyordu. Ancak bekleyiş uzayınca dayanamadı geldi ben size bir kahve yatırayım nasıl olsun dedi. Ben ise evet evet sade olsun diyebildim. O esnada bazı arkadaşlarımın isimleri kafamdan bir sinema filmi gibi geçti. Necmi,yaşar,serdar,turan,birol kemal vs. Garson şark diye masaya fincanı koydu. Gençlik yıllarımızda bazı akşamlar arkadaşlarla UDİ garbisin şarkıları ve ud taksimleri eşliğinde yapmış olduğumuz eğlenceler bir an gözümün önüne geldi. Epey bir zaman gençlik yılları ile oyalandıktan sonra kalkmak istiyordum yalnızlığımdan yanancı olduğum sağda solda oturanlar tarafından hissedilmeye başlandığı kanaati hasıl oldu. Bir insan çocukluğunun,gençliğinin okul hayatının,sosyal hayatının ticari ve içtimai hayatının 35 yılını geçirmiş olduğu bir yerde yabancı olur mu? Olur. Arkadaşlarından,(yaşıtlarından) yüzde doksanının içtimai veya ekonomik koşutların yetersizliğinden,başka illere başka ülkelere göç etmişlerse,veya hak vaki olmuş bu dünyadan göçmüşler ebedi hayata dönmüşlerse! İşte sen orada yabancı olursun öyküler yazarsın... Etrafta garson çocuğu göremedim,fincanın altına bir miktar para bıraktım kalktım,masaya gelerek parayı alan çocuk,amca paranın üstünü almadın diye bağırıyordu. Arkaya döndüm Çocuklar gelecek onların hesabınıda o paradan kesersin dedim. Garson çocuk iki elini yanlara açarak hayretle arkamdan baka kalmıştı. Ben ise yerlerde gördüğüm çöre,çöpe,taşa,yaprağa vurarak ilerledim. Bir taraftan da halime gülüyordum. Kendi kendime lan oğlum selamet yaşlanmışsın farkında değilsin diyerek kalenin yokuşunu indim. Esen kalın. Mustafa Cılga paylaşımıdır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2tg7NAo

Tavra deresi

via Sivas Herfene http://bit.ly/2dEX7W8