Ana içeriğe atla

ATATÜRK'ÜN AŞÇISI BOLULU KEMAL USTA ANLATIYOR Atatürk Hangi Yemekleri Severdi? Bu suale ancak, aşçıları ile ün yapan Bolu’nun Mengen ilçesinin Konak köyünde/1322 yılında doğan Kemâl usta cevap verebilirdi. Bir aya kadar emekli olacak olan 63 yaşındaki Kemal Usta’yı Ankara’da Cumhurbaşkanlığı köşkünde bulduk.. 1929’da Çankaya Köşkü mutfağına giren, sırasıyla, kalfa, baş usta yar­dımcısı ve ustabaşı olan 2 oğul, 2 kız babası Mengenli Kemal Erten, bize köşkün mutfağında, o günleri yaşar gibi heyecanla büyük kurtarıcının sevdiği yemekleri anlattı. “1929 yılında İzmir’de bir büyük lokantanın baş ustasıydım. O sırada, Başvekil İsmet İnönü’nün baş ustası kayınbiraderim olan Kadir usta idi. Onun aracılığı ile köşk mutfağına yar­dımcı ahçı olarak girdim. O günlerde Gazi Paşa’nın ahçıbaşısı Ak Mehmet usta idi. Benim de akrabamdı. O da sağ olsun, elimden tuttu. Bir müddet sonra, köyüme dönmüştüm ki haber ettiler,vköşkten çağırdılar. Giriş o giriş hâlâ buradayım… GAZİ HANGİ YEMEĞİ SEVERDİ Merhum Gazi, yemeklerde pek ayırım yapmazdı. Önü­ne hangi yemeği koyarsan koy, “Sevmem” demezdi. Ziyafet­ler hariç, bir yemek listesini gönderdiğini hatırlamıyorum. Ancak, çok çeşit isterdi yemeklerinde. Zaten pek yemeğe de düşkün değildi. Çok kereler dikkât ettim, en çok kuru fasulye ile pirinç pilâvını severdi.. Fasulyeyi pilâvın üstüne döker öyle yerdi. Sabahları genellikle peynirli yumurta ve kuru fasulye yemeğe bayılırdı. Bizim mutfakta, günün 24 saatinde bir tek tencere ha­zır beklerdi, o da kuru fasulye tenceresiydi. Çünkü, belir­siz zamanda kuru fasulye is­ter, biz de yemeği hemen gö­türürdük. Geceleri geç vakit­lere kadar çalıştığında karnı acıkır, o zaman da kuru fasulye isterdi. Hiç sevmediği için yalnız yemek yemezdi. Kalabalık bir masada, yemek yemekten büyük zevk duyardı. Her akşam o zamanın büyüklerini ve dost­larını davet eder hem onlarla konuşur, hem de yemek yerdi. Atatürk, hiç tatlı sevmez­di. Ama, “Ben sevmiyorum ama, gelen misafirlerin içinde tatlı seven vardır, onun için mutfakta bulunsun” derdi. Rahmetli Atatürk, kendisine hizmet edenlere çok nazik davranırdı. Kızdığını na­dir görmüşümdür.. Atatürk, içkilerde pek ayırım yapmazdı ama, onun masasında rakının çok ayrı yeri vardı. Çok meze istemez rakı içerken birkaç leblebi ona yeterdi. Ara sıra, mutfağa geldiğinde bizim de avucumuza, cebinden leblebi çıkarır koyardı. Nur içinde yat­sın.” kaynak: Atatürk’ün aşçısı Bolulu Kemal Usta Atatürk’ün aşçısı ile yapılan bu röportaj, 10 Kasım 1969’da Günaydın Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Röportaj: Erkan Tüzün – Baha Tunç


via Sivas Herfene http://bit.ly/2JbO1uC

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ŞARKIŞLA YEMEKLERİ İlçede değişik kültürlerden insanlar yaşadığından dolayı, yemek kültürü bir hayli zengindir. 93 Harbi sırasında Kars-Erzurum'dan buraya yerleştirilen insanların kendi kültürlerini de beraberinde getirdiklerinden, o kültürlere ait birçok yemek, bütün Şarkışla'da kabul görüp, herkes tarafından yapılmaktadır. Ayni zamanda yerli halkın da, Sivasin diğer bölgelerinden çok değisik olmasada, kendine has yemekleri bulunmaktadır. Şarkışla'nin başlıca meşhur yemek ve tatlıları: Çorbalar Arabaşi çorbası Bulamaşı Düğürcükaşı Sulu köfte Tatar çorbası Yarmaaşı Herle Yemekler Arabaşi Içli köfte Madımak Su böreği Omaç Sündürme Cücük Dizman mantısı Bulgur pilavı Katıklı köfte Patates böreği Kaygana Evelik sarması Kabak çiçeği dolması Sirken böreği Velibah Yağlama Guymah Dal turşusu Keşkek Mıhla Köremez Deri Kebabı Mımbar Mantı çeşitleri Sini mantısı Ufak mantı/Bideleme Haluj/Hambal (Çerkes) Hingel Galnış-Cırdıgış (Çeçen) Üç ibikli mantı Kızıl mantı Tatlılar: Gavud Hurma tatlısı Baklava Un helvası Sütlü Hasıda Hoşaf Üzüm çorbası Ufak tatlısı Paşa Sarması Şarkışla Kaymakamlığı sayfasından alınmıştır.

via Sivas Herfene http://bit.ly/2dO2UYa

Sebahattin Polat 1994/1995 Sivasspor eski başkanlarından

via Sivas Herfene http://bit.ly/2ufp122

KIZLAR SİNİSİ EFSANESİ (Sivas/İmranlı) Orhan Karahan hocamızın paylaşımıdır .. Kızılırmak, Kızıldağ'dan doğar. Kızıldağ'da 'Beş Gözeler' denilen su kaynağının yakınlarında, peri bacalarına benzeyen kayalıklar vardır. Halk arasında buranın adı 'Kızlar Sinisi'dir. Bu efsanenin iki rivâyeti vardır, ilk anlatı şöyledir: Bir savaş sırasında düşmanların baskınına uğrayan Karataş köyünün kızları, izlerini kaybettirmek için Kızıldağ'a sığınırlar. Ne var ki, onları takip eden düşman askerleri, kızların izini bulur. Düşman eline düşmektense, ölmeyi tercih eden kırk kız, "Allahım, taş kesilelim de, düşman eline geçmeyelim." diye dua ederler. Bunun üzerine duaları kabul olur ve kırk kız taş kesilir. Efsaneye göre çok eski zamanlarda bir gelin alayı, Kızıldağ yamaçlarından geçerken eşkiya hücumuna uğrar. Eşkıya düzlükteki yolu kestiği için, düğün alayı Kızıldağ'a tırmanmaya başlar. Gelin, eşkiya elinden kurtulamayacağını anlayınca Allah'a yalvarır. 'Ya onları taş kes, ya beni taş kes' der. Düğün alayı o anda Kızıldağ'ın yamacında taş kesilir. Gerçekten de o yörede, uzaktan bakıldığında, dağın yamaçlarına yayılmış ve bir düğün alayını anımsatan irili ufaklı kayalar görülür; hatta bunların arasında bir çeyiz sandığı bile vardır... "Sini", Farsça'da "cemal" anlamına gelmektedir. Efsanedeki kırk kız, yüzlerini kimseye göstermemek için Allah'a dua etmiş, bu nedenle taş kesildikleri yere "Kızlar Sinisi" denmiştir. (Kaynak: Anthony E. OCEAN - Türk Mitolojisi)

via Sivas Herfene http://bit.ly/2h0ob4a